Hakkımızda

Hakkımızda

Hakkımızda Sezgin & Partners Hukuk Bürosu (“SP”) olarak yerel ve uluslararası şirketlere ve kuruluşlara kapsamlı bir şekilde hukuki danışmanlık ve uyuşmazlık çözümü hizmeti vermekteyiz. Yetenekli, deneyimli ve dinamik ekibimizle, her bir müvekkilimizin ihtiyaçlarına özel hizmet sunuyoruz. Temel faaliyet alanımız içerisinde ulusal ve uluslararası ticari işlemler, şirketler hukuku, rekabet hukuku, sözleşme hukuku, fikri mülkiyet hukuku, bilişim hukuku, medya ve basın hukuku, sanat hukuku, ekonomik suçlar hukuku, iş hukuku ve uluslararası ve ulusal davalar bulunmaktadır. İtalya, İngiltere, Fransa, İsviçre ve Almanya’nın da dahil olduğu geniş bir

Devamı

Uzmanlıklarımızz

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku

Devamı

Dava ve Uyuşmazlık Çözümü

Dava ve Uyuşmazlık Çözümü

Devamı

İcra ve İflas Hukuku

İcra ve İflas Hukuku

Devamı

Şirketler Hukuku

Şirketler Hukuku

Devamı

Birleşme ve Devralmalar

Birleşme ve Devralmalar

Devamı

Gayrimenkul Hukuku

Gayrimenkul Hukuku

Devamı

İş Hukuku

İş Hukuku

Devamı

Bilişim Hukuku

Bilişim Hukuku

Devamı

Medya ve Basın Hukuku

Medya ve Basın Hukuku

Devamı

Fikri Mülkiyet Hukuku

Fikri Mülkiyet Hukuku

Devamı

Ekonomi Ceza Hukuku

Ekonomi Ceza Hukuku

Devamı

Sanat Hukuku

Sanat Hukuku

Devamı

Ekibimiz

Kurucu Avukat

Yönetici Avukat

Teknoloji ve Bilişim Hukuku Uzmanı

Sanat ve Fikri Haklar Danışmanı

Bilgi Notları

Bilgi Notları

“Beğenmedim, Kaldır” Dönemi Bitti: İnternet Haberlerinde Yeni Hukuki Denge

Anayasa Mahkemesinin pilot kararı ve 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin iptali sonrasında basın özgürlüğü ve kişilik haklarının korunması
Av. Dilara Sezgin Demir | Ekim 2026

 

Bir haberin ilgili kişiyi rahatsız etmesi, o haberin yayından kaldırılması için yeterli midir? Hakkında eleştirel bir yayın yapılan kişi, haberin itibarını zedelediğini ileri sürerek kamuoyunun o habere erişmesini engelleyebilir mi?

Türkiye’de internet yayınlarına yönelik erişimin engellenmesi kararları, uzun yıllar boyunca ifade ve basın özgürlüğünün sınırları bakımından önemli hukuki tartışmalara konu olmuştur. 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi, kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla doğrudan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına imkân tanımış; uygulamada ise yayın kuruluşlarının görüşü alınmaksızın ve çoğu zaman yeterli yargısal inceleme yapılmaksızın haberlerin erişime engellenmesi sonucunu doğurmuştur. Kuşkusuz basın özgürlüğü mutlak bir hak olmayıp kişilik hakları, şeref ve itibar ile özel hayatın korunması amacıyla hukuken sınırlandırılabilir. Bununla birlikte, bir yayının eleştirel nitelik taşıması, ilgili kişinin itibarını olumsuz etkilemesi veya rahatsızlık yaratması, tek başına hukuka aykırılık teşkil etmez. Bu nedenle kişilik haklarının korunması ile ifade ve basın özgürlüğü arasında kurulacak dengenin, somut olayın özellikleri ve haber verme hakkının hukuka uygunluk ölçütleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin ("AYM") önce pilot kararıyla ortaya koyduğu, ardından 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesini iptal etmesiyle sonuçlanan süreç, tam da bu ayrımın önemini ortaya koydu. Peki eski sistemdeki sorun neydi ve bugün hukuka aykırı bir internet haberine karşı hangi yollara başvurulabiliyor?

1.​ Eski sistemin sorunu: Toplu Erişim Engelleme Kararları ve Gerekçe Eksikliği

5651 sayılı Kanun'un mülga (artık yürürlükte olmayan) 9. maddesi, internet yayınları nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri süren kişilere doğrudan sulh ceza hâkimliğinden içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini talep etme imkânı tanıyordu. İlgili kişiler, ayrıca içerik veya yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebiliyordu. Hâkimlik, başvuruyu duruşma yapmaksızın ve en geç 24 saat içerisinde karara bağlıyordu. Düzenlemenin amacı, internet yayınları yoluyla gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlallerine karşı hızlı ve etkili bir hukuki koruma sağlamaktı. İnternet ortamındaki yayınların kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmesi ve kişilik hakları üzerinde telafisi güç zararlar doğurabilmesi, gecikmeksizin müdahale edilmesini gerekli kılıyordu. Bununla birlikte, süratli müdahale ihtiyacı, kararların somut ve yeterli gerekçelere dayanması, ölçülülük ilkesine uygun olması ve etkili yargısal denetime tabi tutulması gerekliliğini ortadan kaldırmıyordu.

Uygulamadaki sorunların başında, çok sayıda internet haberinin tek bir başvuruya konu edilmesi ve birbirinden farklı yayın kuruluşlarına ait içerikler hakkında toplu erişim engelleme kararları verilmesi geliyordu. Nitekim AYM'nin 27 Ekim 2021 tarihli Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri kararında (B. No: 2018/14884) incelenen dokuz bireysel başvuru, toplam 129 URL adresine ilişkin erişim engelleme işlemlerini kapsıyordu. Aynı olaya ilişkin haber yayımlayan farklı yayın kuruluşlarının tamamının hukuka aykırı hareket ettiğinin kabul edilmesi mümkün değildi. Zira haberlerin bir kısmı görünür gerçeğe uygunluk, güncellik ve kamu yararı gibi hukuka uygunluk koşullarını taşırken, diğerleri gerçeğe aykırı ifadeler veya kişilik haklarını ihlal eden isnatlar içerebiliyordu. Bu nedenle her bir yayının hukuka uygunluğunun, kendi içeriği ve yayımlandığı koşullar dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyordu. Uygulamadaki bir diğer önemli sorun ise kararların yeterli ve somut gerekçeler içermemesiydi. Hangi haberin hangi ifadesinin kişilik hakkını ihlal ettiği, haberin neden hukuka aykırı olduğu veya kamu yararının neden daha geri planda kaldığı açıklanmaksızın, genel ifadelerle erişim engelleme kararları verilebiliyordu.

Üstelik bu kararlar çoğu zaman yayın kuruluşlarının görüşü alınmadan veriliyor; sonradan yapılan itirazlarda da etkili bir inceleme gerçekleştirilmiyordu. Böylece kişilik haklarını korumak amacıyla oluşturulan hızlı bir başvuru mekanizması, yeterli hukuki güvenceler bulunmadığında, hukuka uygun haberlerin de erişime kapatılması sonucunu doğurabiliyordu.

2.​ AYM'nin Pilot Kararı Neden Önemliydi?

AYM, 26 Ekim 2017 tarihli Ali Kıdık kararından (B. No: 2014/5552) itibaren, bu hızlı başvuru yolunun yalnızca kişilik hakkı ihlalinin ilk bakışta açıkça anlaşılabildiği ve gecikmeksizin müdahale edilmesi gereken istisnai durumlarda uygulanabileceğini vurgulamıştı. Ancak bu içtihada rağmen uygulamadaki sorunlar devam etti.

Bunun üzerine AYM Genel Kurulu, 27 Ekim 2021 tarihli Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri kararında pilot karar usulünü uyguladı. Pilot karar, AYM'nin bir hak ihlalinin tekil bir yargısal hatadan değil, çok sayıda kişiyi etkileyen yapısal bir sorundan kaynaklandığını tespit ettiği durumlarda başvurduğu özel bir yöntemdir. Amaç yalnızca somut başvuruyu sonuçlandırmak değil, benzer ihlallerin tekrarlanmasına neden olan sorunun giderilmesini sağlamaktır.

AYM, Keskin Kalem kararında, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik ihlallerin yalnızca sulh ceza hâkimliklerinin uygulamasından değil, doğrudan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin yeterli hukuki güvenceler içermemesinden kaynaklandığını tespit etti. Bu nedenle söz konusu ihlallerin münferit yargısal hatalardan öte, kanuni düzenlemeden kaynaklanan yapısal bir sorun oluşturduğu sonucuna ulaştı.

Mahkeme, yapısal sorunun giderilmesi amacıyla kararın yasama organına bildirilmesine ve benzer bireysel başvuruların incelenmesinin bir yıl ertelenmesine karar verdi. Bununla birlikte pilot karar, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesini yürürlükten kaldırmadığından, sulh ceza hâkimlikleri aynı düzenlemeyi uygulamaya devam etti. Öngörülen süre içerisinde yapısal sorunu giderecek yasal düzenleme yapılmadı. AYM ise ayrı bir norm denetimi dosyasında, pilot kararında ortaya koyduğu anayasal güvencelere ilişkin tespitleri de dikkate alarak 11 Ekim 2023 tarihinde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin iptaline karar verdi.

3.​ 5651 Sayılı Kanun'un 9. Maddesinin İptali Neyi Değiştirdi?

AYM, 11 Ekim 2023 tarihli E.2020/76, K.2023/172 sayılı kararıyla, 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin temel hükümleri ile 7253 sayılı Kanun’la getirilen bazı değişiklikleri Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Bu iptaller sonucunda maddenin kalan hükümlerinin de uygulanma imkânı kalmadığından, 6216 sayılı Kanun’un 43/4. maddesi uyarınca 9. maddenin tamamının iptaline karar verildi. Karar, 10 Ocak 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü, AYM tarafından belirlenen dokuz aylık sürenin sonunda, 10 Ekim 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu tarihten itibaren internet yayınları nedeniyle genel kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasına dayanılarak, 9. madde kapsamında doğrudan sulh ceza hâkimliğinden haberin kaldırılması veya erişimin engellenmesi talep edilemiyor.

Ancak bu değişiklik, kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı saldırılar karşısında bütün hukuki yolların kapandığı anlamına gelmiyor. Başvurulacak hukuki yol, ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliğine göre değişiyor.

4.​ Bugün Hukuka Aykırı Bir İnternet Haberine Karşı Hangi Yollara Başvurulabilir?

A.​ Kişilik haklarının veya itibarın ihlal edildiği iddia ediliyorsa

Bir kişi, hakkında yayımlanan haberin gerçeğe aykırı olduğunu, mesleki veya ticari itibarını zedelediğini ya da şeref ve saygınlığına zarar verdiğini ileri sürüyorsa, artık yalnızca bu iddiaya dayanarak 5651 sayılı Kanun'un mülga 9. maddesindeki gibi sulh ceza hâkimliğine doğrudan başvuramaz. Bu durumda temel hukuki koruma, Türk Medeni Kanunu'nun ("TMK") 24 ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir. İlgili kişi, kural olarak asliye hukuk mahkemesinde kişilik haklarına yönelik saldırının önlenmesini, devam eden saldırıya son verilmesini veya etkileri süren saldırının hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. Uyuşmazlığın ticari dava niteliği taşıdığı hâllerde ise asliye ticaret mahkemesinin görevi gündeme gelebilir. TMK'nın 25/2. maddesi uyarınca düzeltmenin veya mahkeme kararının üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması da talep edilebilir. Ayrıca maddi ve manevi tazminat talepleri ileri sürülebilir. Koşulları bulunduğunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ("HMK") 389 ve devamı maddeleri kapsamında ihtiyati tedbir talep edilmesi de mümkündür. Ancak tedbir kararı kendiliğinden verilmez; kanuni koşulların oluşması ve talepte bulunanın haklılığını yaklaşık olarak ispatlaması gerekir. Kural olarak teminat öngörülmekle birlikte, kanuni şartların bulunması hâlinde mahkeme gerekçesini belirterek teminatsız tedbire de karar verebilir. Genel mahkemeye başvurulması, haberin kendiliğinden hukuka aykırı sayılması veya kaldırılması anlamına gelmez. Mahkeme, haber verme hakkının hukuka uygunluk koşullarını ve talep edilen müdahalenin ölçülü olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu yol, mülga 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesindeki hızlı başvuru usulüne kıyasla daha uzun sürebilmekle birlikte, tarafların iddia ve delillerinin kapsamlı biçimde incelenmesine ve hukuki dinlenilme hakkının güvence altına alınmasına imkân tanır.

B.​ Haber özel hayatın gizliliğini ihlal ediyorsa

5651 sayılı Kanun'un özel hayatın gizliliğinin ihlali nedeniyle erişimin engellenmesini düzenleyen 9/A maddesi, 9. maddenin iptalinden etkilenmeyerek yürürlükte kalmıştır. 24 Temmuz 2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda, bu kapsamda yetkili idari başvuru mercii Siber Güvenlik Başkanlığı olarak belirlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca, internet yayınları nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişiler, ihlale konu yayının tam URL adresini, ihlalin hangi yönlerden gerçekleştiğine ilişkin açıklamaları ve kimliklerini ispata elverişli bilgileri içeren taleplerini doğrudan Başkanlığa sunarak erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilmektedir. 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Başkan, kendisine ulaşan talebi uygulanmak üzere derhâl Erişim Sağlayıcıları Birliğine bildirir. Erişim sağlayıcıları ise tedbiri en geç dört saat içerisinde uygular. Böylece hâkim kararı öncesinde erişimin engellenmesi mümkün olmaktadır. Bununla birlikte, talepte bulunan kişinin başvurduğu saatten itibaren 24 saat içerisinde erişimin engellenmesi talebini sulh ceza hâkiminin kararına sunması zorunludur. Hâkim, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek en geç 48 saat içerisinde karar verir; aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar. Kanunun 9/A maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkraları, gecikmesinde sakınca bulunan hâller için ayrı bir usul öngörmektedir. Bu kapsamda Başkan, ilgili kişinin başvurusu aranmaksızın doğrudan erişimin engellenmesine karar verebilmekte ve tedbir Başkanlık tarafından uygulanmaktadır. Başkan tarafından verilen kararın 24 saat içerisinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması, hâkimin ise 48 saat içerisinde karar vermesi gerekmektedir. Ancak genel kişilik hakkı ihlali ile özel hayatın gizliliğinin ihlali birbirinden ayrılmalıdır. Bir yayının kişinin itibarını zedelemesi veya hakkında olumsuz bir kamuoyu oluşturması, tek başına özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği anlamına gelmez. 9/A maddesinin uygulanabilmesi için özel hayatın gizliliğine yönelik somut müdahalenin ortaya konulması gerekmektedir. Bu nedenle 9/A maddesi, iptal edilen 9. maddenin yerine geçen genel bir haber kaldırma mekanizması olarak yorumlanamaz. Aksi yöndeki genişletici yorumlar, AYM'nin iptal kararında ortaya koyduğu anayasal sorunların farklı bir hukuki düzenleme üzerinden yeniden gündeme gelmesine neden olabilecektir.

C.​ Habere karşı düzeltme ve cevap hakkının kullanılması

5187 sayılı Basın Kanunu'nun 14. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkı, Kanun'un 2. maddesinde tanımlanan internet haber siteleri bakımından başvurulabilecek hukuki yollardan biridir. Şeref ve haysiyeti ihlal eden veya kişi hakkında gerçeğe aykırı bilgiler içeren bir yayından zarar gören kişi, yayım tarihinden itibaren iki ay içerisinde düzeltme ve cevap metnini ilgili yayın kuruluşuna gönderebilir. Bu metnin suç unsuru içermemesi, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmaması ve kural olarak ilgili yazıdan uzun olmaması gerekmektedir. İnternet haber sitelerinde sorumlu müdür, düzeltme ve cevap metnini aldığı tarihten itibaren en geç bir gün içerisinde, herhangi bir değişiklik yapmaksızın, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, URL bağlantısı sağlayarak, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamakla yükümlüdür. Yayın hakkında verilen erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılması kararının uygulanması ya da içeriğin internet haber sitesi tarafından kendiliğinden kaldırılması hâlinde ise düzeltme ve cevap metni, ilk 24 saati ana sayfada olmak üzere bir hafta süreyle yayımlanır. Metnin süresinde yayımlanmaması hâlinde, yayım için öngörülen sürenin bitiminden; kanuna aykırı biçimde yayımlanması hâlinde ise yayım tarihinden itibaren 15 gün içerisinde, ilgili kişinin bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu üç gün içerisinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Düzeltme ve cevap hakkının mülga 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde düzenlenen mekanizmadan temel farkı, sulh ceza hâkimliğinden haberin kaldırılmasının değil, düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasının talep edilmesidir. Dolayısıyla 9. maddenin iptali, sulh ceza hâkimliklerinin internet yayınlarına ilişkin bütün yetkilerini sona erdirmemiştir. Düzeltme ve cevap hakkı, koşulları elverdiğinde, haberin bütünüyle ortadan kaldırılmasına gerek olmaksızın gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini ve ilgili kişinin açıklamalarının kamuoyuna ulaştırılmasını sağlayan bir hukuki koruma mekanizmasıdır. Bununla birlikte, bu hakkın kullanılması da ifade ve basın özgürlüğü ile ölçülülük ilkesi gözetilerek değerlendirilmelidir.

5.​ Haber Verme Hakkı ile Kişilik Hakları Arasındaki Sınır

AYM'nin iptal kararı, internet haberlerinin hukuki denetim dışında kaldığı şeklinde yorumlanamaz. Anayasa'nın 26 ve 28. maddeleri ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına alırken, 17. maddesi kişilerin şeref ve itibarını da kapsayan manevi varlıklarının korunmasını, 20. maddesi ise özel hayatın gizliliğini ve kişisel verilerin korunmasını güvence altına almaktadır. Bu haklar arasında somut olayın özelliklerine göre adil bir denge kurulması gerekmektedir. Haber verme hakkının hukuka uygunluğu değerlendirilirken yayının görünür gerçeğe uygunluğu, güncelliği, kamu yararı taşıması ve kullanılan ifadelerin haberin konusuyla bağlantısı önem taşımaktadır. Görünür gerçeğe uygunluk, haberin yayımlandığı tarihte ulaşılabilen bilgi ve belgeler çerçevesinde makul bir doğruluk araştırması yapılmış olmasını ifade etmektedir. Örneğin kamuoyunu ilgilendiren bir ceza soruşturmasının haberleştirilmesi, kural olarak basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Ancak kesinleşmemiş suç isnatlarının mahkûmiyet gerçekleşmiş gibi sunulması veya habere gerçeğe aykırı bilgilerin eklenmesi, somut olayın koşullarına göre kişilik haklarının ihlaline yol açabilir.

Benzer şekilde, bir haberin yayımlandığı tarihte hukuka uygun olması, aynı haberin her koşulda süresiz biçimde erişilebilir kalmasının da hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir. AYM'nin 3 Mart 2016 tarihli N.B.B. kararında (B. No: 2013/5653) ele aldığı unutulma hakkı, bu noktada önem kazanmaktadır. Mahkeme, geçmiş tarihli ve güncelliğini yitirmiş haberlerin internet arşivinde kolaylıkla erişilebilir kalması nedeniyle somut olayda başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu değerlendirmede haberin üzerinden geçen süre, güncelliği, ilgili kişinin kamusal konumu, haberin tarihsel değeri ve kamu yararının devam edip etmediği gibi ölçütler belirleyicidir. Unutulma hakkı kapsamında, haberin internet sitesindeki erişilebilirliğine yönelik hukuki taleplerin yanı sıra, kişinin adı ve soyadıyla yapılan aramalarda belirli haber bağlantılarının arama motorlarının sonuçlarından çıkarılması (indeksten çıkarma) da talep edilebilir. 7253 sayılı Kanun'la 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine eklenen ve kişinin adının belirli internet adresleriyle ilişkilendirilmemesine imkân tanıyan düzenleme de maddenin iptaliyle birlikte yürürlükten kalkmıştır. Bununla birlikte, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat kapsamında arama motorlarından indeksten çıkarma talebinde bulunulması imkânı varlığını sürdürmektedir. Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 23 Haziran 2020 tarihli ve 2020/481 sayılı kararında, arama motorları gerçekleştirdikleri kişisel veri işleme faaliyetleri bakımından veri sorumlusu olarak kabul edilmiş ve indeksten çıkarma taleplerine ilişkin esaslar belirlenmiştir.

Bu kapsamda ilgili kişinin öncelikle Google gibi ilgili arama motoruna, sunulan başvuru kanalları üzerinden talebini iletmesi gerekmektedir. Talebin reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya kanuni sürede cevap verilmemesi hâlinde, 6698 sayılı Kanun'un 13 ve 14. maddelerinde öngörülen usul ve süreler çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyette bulunulabilir. Ayrıca yargı yoluna başvurulması da mümkündür.

İndeksten çıkarma yönteminde haber, yayımlandığı internet sitesinde kalmaya devam ederken kişinin adı ve soyadıyla yapılan aramalarda ilgili bağlantının gösterilmemesi sağlanabilir. Böylece haber arşivinin korunması ile kişisel verilerin korunması arasında daha sınırlı bir müdahale imkânı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte unutulma hakkı, kişilere geçmişlerine ilişkin istenmeyen bütün haberleri internetten kaldırma veya arama sonuçlarından çıkarma imkânı tanıyan sınırsız bir hak değildir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde de kamu yararı, haberin güncelliği ve toplumun bilgiye erişim hakkı gözetilmelidir.

6.​ Sonuç: Basın Özgürlüğü ve Kişilik Haklarının Korunmasında Anayasal Denge

5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin iptali, internet yayınlarından kaynaklanan kişilik hakkı ihlallerine karşı hukuki korumanın ortadan kaldırılması değil, bu korumanın anayasal güvenceler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. AYM'nin pilot kararından iptal hükmüne uzanan süreç, hızlı müdahale imkânının, yeterli gerekçe, ölçülülük ve etkili yargısal denetim güvenceleri bulunmadığında temel hak ihlallerine yol açabileceğini ortaya koymuştur.

Mevcut hukuki çerçevede kişilik haklarına yönelik saldırılar, özel hayatın gizliliğinin ihlali, gerçeğe aykırı yayınlar ve geçmiş tarihli haberlerin erişilebilirliğinden kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından farklı koruma mekanizmaları bulunmaktadır. Bu mekanizmaların uygulanmasında esas olan, ihlal iddiasının niteliğine uygun hukuki yolun belirlenmesi ve talep edilen müdahalenin somut yayının içeriği, kamu yararı ve haber verme hakkının hukuka uygunluk koşulları gözetilerek değerlendirilmesidir.

Bu çerçevede kişilik haklarının etkili biçimde korunması ile basın özgürlüğünün güvence altına alınması birbirine karşıt hedefler olarak görülmemelidir. Hukuka aykırı yayınlara karşı etkili başvuru yollarının varlığı kadar, kamusal yarar taşıyan ve hukuka uygun haberlerin ölçüsüz müdahalelere karşı korunması da anayasal bir gerekliliktir. Belirleyici olan, erişimin engellenmesi veya içeriğin kaldırılması taleplerinin salt kişisel rahatsızlık ya da itibar kaybı iddiasına değil, somut bir hukuka aykırılığa dayanması ve her müdahalenin gereklilik ile ölçülülük ilkeleri çerçevesinde denetlenmesidir.

“Beğenmedim, Kaldır” Dönemi Bitti: İnternet Haberlerinde Yeni Hukuki Denge

Anayasa Mahkemesinin pilot kararı ve 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesinin iptali sonrasında basın özgürlüğü ve kişilik haklarının korunması

Av. Dilara Sezgin Demir |  Ekim 2026 | Sezgin & Partners Law Office

Bir haberin ilgili kişiyi rahatsız etmesi, o haberin yayından kaldırılması için yeterli midir? Hakkında eleştirel bir yayın yapılan kişi, haberin itibarını zedelediğini ileri sürerek kamuoyunun o habere erişmesini engelleyebilir mi?

Türkiye’de internet yayınlarına yönelik erişimin engellenmesi kararları, uzun yıllar boyunca ifade ve basın özgürlüğünün sınırları bakımından önemli hukuki tartışmalara konu olmuştur. 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi, kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla doğrudan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına imkân tanımış; uygulamada ise yayın kuruluşlarının görüşü alınmaksızın ve çoğu zaman yeterli yargısal inceleme yapılmaksızın haberlerin erişime engellenmesi sonucunu doğurmuştur. Kuşkusuz basın özgürlüğü mutlak bir hak olmayıp kişilik hakları, şeref ve itibar ile özel hayatın korunması amacıyla hukuken sınırlandırılabilir. Bununla birlikte, bir yayının eleştirel nitelik taşıması, ilgili kişinin itibarını olumsuz etkilemesi veya rahatsızlık yaratması, tek başına hukuka aykırılık teşkil etmez. Bu nedenle kişilik haklarının korunması ile ifade ve basın özgürlüğü arasında kurulacak dengenin, somut olayın özellikleri ve haber verme hakkının hukuka uygunluk ölçütleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin ("AYM") önce pilot kararıyla ortaya koyduğu, ardından 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesini iptal etmesiyle sonuçlanan süreç, tam da bu ayrımın önemini ortaya koydu.

Peki eski sistemdeki sorun neydi ve bugün hukuka aykırı bir internet haberine karşı hangi yollara başvurulabiliyor?

1. Eski sistemin sorunu: Toplu Erişim Engelleme Kararları ve Gerekçe Eksikliği

5651 sayılı Kanun`un mülga (artık yürürlükte olmayan) 9. maddesi, internet yayınları nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri süren kişilere doğrudan sulh ceza hâkimliğinden içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini talep etme imkânı tanıyordu. İlgili kişiler, ayrıca içerik veya yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebiliyordu. Hâkimlik, başvuruyu duruşma yapmaksızın ve en geç 24 saat içerisinde karara bağlıyordu.

Düzenlemenin amacı, internet yayınları yoluyla gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlallerine karşı hızlı ve etkili bir hukuki koruma sağlamaktı. İnternet ortamındaki yayınların kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmesi ve kişilik hakları üzerinde telafisi güç zararlar doğurabilmesi, gecikmeksizin müdahale edilmesini gerekli kılıyordu. Bununla birlikte, süratli müdahale ihtiyacı, kararların somut ve yeterli gerekçelere dayanması, ölçülülük ilkesine uygun olması ve etkili yargısal denetime tabi tutulması gerekliliğini ortadan kaldırmıyordu.

Uygulamadaki sorunların başında, çok sayıda internet haberinin tek bir başvuruya konu edilmesi ve birbirinden farklı yayın kuruluşlarına ait içerikler hakkında toplu erişim engelleme kararları verilmesi geliyordu.

Nitekim AYM`nin 27 Ekim 2021 tarihli Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri kararında (B. No: 2018/14884) incelenen dokuz bireysel başvuru, toplam 129 URL adresine ilişkin erişim engelleme işlemlerini kapsıyordu.

Aynı olaya ilişkin haber yayımlayan farklı yayın kuruluşlarının tamamının hukuka aykırı hareket ettiğinin kabul edilmesi mümkün değildi. Zira haberlerin bir kısmı görünür gerçeğe uygunluk, güncellik ve kamu yararı gibi hukuka uygunluk koşullarını taşırken, diğerleri gerçeğe aykırı ifadeler veya kişilik haklarını ihlal eden isnatlar içerebiliyordu. Bu nedenle her bir yayının hukuka uygunluğunun, kendi içeriği ve yayımlandığı koşullar dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyordu.

Uygulamadaki bir diğer önemli sorun ise kararların yeterli ve somut gerekçeler içermemesiydi. Hangi haberin hangi ifadesinin kişilik hakkını ihlal ettiği, haberin neden hukuka aykırı olduğu veya kamu yararının neden daha geri planda kaldığı açıklanmaksızın, genel ifadelerle erişim engelleme kararları verilebiliyordu.

Üstelik bu kararlar çoğu zaman yayın kuruluşlarının görüşü alınmadan veriliyor; sonradan yapılan itirazlarda da etkili bir inceleme gerçekleştirilmiyordu.

Böylece kişilik haklarını korumak amacıyla oluşturulan hızlı bir başvuru mekanizması, yeterli hukuki güvenceler bulunmadığında, hukuka uygun haberlerin de erişime kapatılması sonucunu doğurabiliyordu.

2. AYM`nin Pilot Kararı Neden Önemliydi?

AYM, 26 Ekim 2017 tarihli Ali Kıdık kararından (B. No: 2014/5552) itibaren, bu hızlı başvuru yolunun yalnızca kişilik hakkı ihlalinin ilk bakışta açıkça anlaşılabildiği ve gecikmeksizin müdahale edilmesi gereken istisnai durumlarda uygulanabileceğini vurgulamıştı. Ancak bu içtihada rağmen uygulamadaki sorunlar devam etti.

Bunun üzerine AYM Genel Kurulu, 27 Ekim 2021 tarihli Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri kararında pilot karar usulünü uyguladı.

Pilot karar, AYM`nin bir hak ihlalinin tekil bir yargısal hatadan değil, çok sayıda kişiyi etkileyen yapısal bir sorundan kaynaklandığını tespit ettiği durumlarda başvurduğu özel bir yöntemdir. Amaç yalnızca somut başvuruyu sonuçlandırmak değil, benzer ihlallerin tekrarlanmasına neden olan sorunun giderilmesini sağlamaktır.

AYM, Keskin Kalem kararında, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik ihlallerin yalnızca sulh ceza hâkimliklerinin uygulamasından değil, doğrudan 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesinin yeterli hukuki güvenceler içermemesinden kaynaklandığını tespit etti. Bu nedenle söz konusu ihlallerin münferit yargısal hatalardan öte, kanuni düzenlemeden kaynaklanan yapısal bir sorun oluşturduğu sonucuna ulaştı.

Mahkeme, yapısal sorunun giderilmesi amacıyla kararın yasama organına bildirilmesine ve benzer bireysel başvuruların incelenmesinin bir yıl ertelenmesine karar verdi. Bununla birlikte pilot karar, 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesini yürürlükten kaldırmadığından, sulh ceza hâkimlikleri aynı düzenlemeyi uygulamaya devam etti.

Öngörülen süre içerisinde yapısal sorunu giderecek yasal düzenleme yapılmadı. AYM ise ayrı bir norm denetimi dosyasında, pilot kararında ortaya koyduğu anayasal güvencelere ilişkin tespitleri de dikkate alarak 11 Ekim 2023 tarihinde 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesinin iptaline karar verdi.

3. 5651 Sayılı Kanun`un 9. Maddesinin İptali Neyi Değiştirdi?

AYM, 11 Ekim 2023 tarihli E.2020/76, K.2023/172 sayılı kararıyla, 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin temel hükümleri ile 7253 sayılı Kanun’la getirilen bazı değişiklikleri Anayasa’ya

aykırı bularak iptal etti. Bu iptaller sonucunda maddenin kalan hükümlerinin de uygulanma imkânı kalmadığından, 6216 sayılı Kanun’un 43/4. maddesi uyarınca 9. maddenin tamamının iptaline karar verildi. Karar, 10 Ocak 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü, AYM tarafından belirlenen dokuz aylık sürenin sonunda, 10 Ekim 2024 tarihinde yürürlüğe girdi.

Bu tarihten itibaren internet yayınları nedeniyle genel kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasına dayanılarak, 9. madde kapsamında doğrudan sulh ceza hâkimliğinden haberin kaldırılması veya erişimin engellenmesi talep edilemiyor.

Ancak bu değişiklik, kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı saldırılar karşısında bütün hukuki yolların kapandığı anlamına gelmiyor. Başvurulacak hukuki yol, ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliğine göre değişiyor.

4. Bugün Hukuka Aykırı Bir İnternet Haberine Karşı Hangi Yollara Başvurulabilir?

A. Kişilik haklarının veya itibarın ihlal edildiği iddia ediliyorsa

Bir kişi, hakkında yayımlanan haberin gerçeğe aykırı olduğunu, mesleki veya ticari itibarını zedelediğini ya da şeref ve saygınlığına zarar verdiğini ileri sürüyorsa, artık yalnızca bu iddiaya dayanarak 5651 sayılı Kanun`un mülga 9. maddesindeki gibi sulh ceza hâkimliğine doğrudan başvuramaz.

Bu durumda temel hukuki koruma, Türk Medeni Kanunu`nun ("TMK") 24 ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir.

İlgili kişi, kural olarak asliye hukuk mahkemesinde kişilik haklarına yönelik saldırının önlenmesini, devam eden saldırıya son verilmesini veya etkileri süren saldırının hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. Uyuşmazlığın ticari dava niteliği taşıdığı hâllerde ise asliye ticaret mahkemesinin görevi gündeme gelebilir.

TMK`nın 25/2. maddesi uyarınca düzeltmenin veya mahkeme kararının üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması da talep edilebilir. Ayrıca maddi ve manevi tazminat talepleri ileri sürülebilir.

Koşulları bulunduğunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun ("HMK") 389 ve devamı maddeleri kapsamında ihtiyati tedbir talep edilmesi de mümkündür. Ancak tedbir kararı kendiliğinden verilmez; kanuni koşulların oluşması ve talepte bulunanın haklılığını yaklaşık olarak ispatlaması gerekir. Kural olarak teminat öngörülmekle birlikte, kanuni şartların bulunması hâlinde mahkeme gerekçesini belirterek teminatsız tedbire de karar verebilir.

Genel mahkemeye başvurulması, haberin kendiliğinden hukuka aykırı sayılması veya kaldırılması anlamına gelmez. Mahkeme, haber verme hakkının hukuka uygunluk koşullarını ve talep edilen müdahalenin ölçülü olup olmadığını değerlendirmelidir.

Bu yol, mülga 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesindeki hızlı başvuru usulüne kıyasla daha uzun sürebilmekle birlikte, tarafların iddia ve delillerinin kapsamlı biçimde incelenmesine ve hukuki dinlenilme hakkının güvence altına alınmasına imkân tanır.

B. Haber özel hayatın gizliliğini ihlal ediyorsa

5651 sayılı Kanun`un özel hayatın gizliliğinin ihlali nedeniyle erişimin engellenmesini düzenleyen 9/A maddesi, 9. maddenin iptalinden etkilenmeyerek yürürlükte kalmıştır.

24 Temmuz 2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun`un 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda, bu kapsamda yetkili idari başvuru mercii Siber Güvenlik Başkanlığı olarak belirlenmiştir.

Anılan düzenleme uyarınca, internet yayınları nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişiler, ihlale konu yayının tam URL adresini, ihlalin hangi yönlerden gerçekleştiğine ilişkin açıklamaları ve kimliklerini ispata elverişli bilgileri içeren taleplerini doğrudan Başkanlığa sunarak erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilmektedir. 5651 sayılı Kanun`un 9/A maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Başkan, kendisine ulaşan talebi uygulanmak üzere derhâl Erişim Sağlayıcıları Birliğine bildirir. Erişim sağlayıcıları ise tedbiri en geç dört saat içerisinde uygular. Böylece hâkim kararı öncesinde erişimin engellenmesi mümkün olmaktadır.

Bununla birlikte, talepte bulunan kişinin başvurduğu saatten itibaren 24 saat içerisinde erişimin engellenmesi talebini sulh ceza hâkiminin kararına sunması zorunludur. Hâkim, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek en geç 48 saat içerisinde karar verir; aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.

Kanunun 9/A maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkraları, gecikmesinde sakınca bulunan hâller için ayrı bir usul öngörmektedir. Bu kapsamda Başkan, ilgili kişinin başvurusu aranmaksızın doğrudan erişimin engellenmesine karar verebilmekte ve tedbir Başkanlık tarafından uygulanmaktadır. Başkan tarafından verilen kararın 24 saat içerisinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması, hâkimin ise 48 saat içerisinde karar vermesi gerekmektedir.

Ancak genel kişilik hakkı ihlali ile özel hayatın gizliliğinin ihlali birbirinden ayrılmalıdır. Bir yayının kişinin itibarını zedelemesi veya hakkında olumsuz bir kamuoyu oluşturması, tek başına özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği anlamına gelmez. 9/A maddesinin uygulanabilmesi için özel hayatın gizliliğine yönelik somut müdahalenin ortaya konulması gerekmektedir.

Bu nedenle 9/A maddesi, iptal edilen 9. maddenin yerine geçen genel bir haber kaldırma mekanizması olarak yorumlanamaz. Aksi yöndeki genişletici yorumlar, AYM`nin iptal kararında ortaya koyduğu anayasal sorunların farklı bir hukuki düzenleme üzerinden yeniden gündeme gelmesine neden olabilecektir.

C. Habere karşı düzeltme ve cevap hakkının kullanılması

5187 sayılı Basın Kanunu`nun 14. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkı, Kanun`un 2. maddesinde tanımlanan internet haber siteleri bakımından başvurulabilecek hukuki yollardan biridir.

Şeref ve haysiyeti ihlal eden veya kişi hakkında gerçeğe aykırı bilgiler içeren bir yayından zarar gören kişi, yayım tarihinden itibaren iki ay içerisinde düzeltme ve cevap metnini ilgili yayın kuruluşuna gönderebilir. Bu metnin suç unsuru içermemesi, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmaması ve kural olarak ilgili yazıdan uzun olmaması gerekmektedir.

İnternet haber sitelerinde sorumlu müdür, düzeltme ve cevap metnini aldığı tarihten itibaren en geç bir gün içerisinde, herhangi bir değişiklik yapmaksızın, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, URL bağlantısı sağlayarak, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamakla yükümlüdür.

Yayın hakkında verilen erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılması kararının uygulanması ya da içeriğin internet haber sitesi tarafından kendiliğinden kaldırılması hâlinde ise düzeltme ve cevap metni, ilk 24 saati ana sayfada olmak üzere bir hafta süreyle yayımlanır.

Metnin süresinde yayımlanmaması hâlinde, yayım için öngörülen sürenin bitiminden; kanuna aykırı biçimde yayımlanması hâlinde ise yayım tarihinden itibaren 15 gün içerisinde, ilgili kişinin bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu üç gün içerisinde duruşma yapmaksızın karara bağlar.

Düzeltme ve cevap hakkının mülga 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesinde düzenlenen mekanizmadan temel farkı, sulh ceza hâkimliğinden haberin kaldırılmasının değil, düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasının talep edilmesidir. Dolayısıyla 9. maddenin iptali, sulh ceza hâkimliklerinin internet yayınlarına ilişkin bütün yetkilerini sona erdirmemiştir.

Düzeltme ve cevap hakkı, koşulları elverdiğinde, haberin bütünüyle ortadan kaldırılmasına gerek olmaksızın gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini ve ilgili kişinin açıklamalarının kamuoyuna ulaştırılmasını sağlayan bir hukuki koruma mekanizmasıdır. Bununla birlikte, bu hakkın kullanılması da ifade ve basın özgürlüğü ile ölçülülük ilkesi gözetilerek değerlendirilmelidir.

5. Haber Verme Hakkı ile Kişilik Hakları Arasındaki Sınır

AYM`nin iptal kararı, internet haberlerinin hukuki denetim dışında kaldığı şeklinde yorumlanamaz.

Anayasa`nın 26 ve 28. maddeleri ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına alırken, 17. maddesi kişilerin şeref ve itibarını da kapsayan manevi varlıklarının korunmasını, 20. maddesi ise özel hayatın gizliliğini ve kişisel verilerin korunmasını güvence altına almaktadır. Bu haklar arasında somut olayın özelliklerine göre adil bir denge kurulması gerekmektedir.

Haber verme hakkının hukuka uygunluğu değerlendirilirken yayının görünür gerçeğe uygunluğu, güncelliği, kamu yararı taşıması ve kullanılan ifadelerin haberin konusuyla bağlantısı önem taşımaktadır. Görünür gerçeğe uygunluk, haberin yayımlandığı tarihte ulaşılabilen bilgi ve belgeler çerçevesinde makul bir doğruluk araştırması yapılmış olmasını ifade etmektedir.

Örneğin kamuoyunu ilgilendiren bir ceza soruşturmasının haberleştirilmesi, kural olarak basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Ancak kesinleşmemiş suç isnatlarının mahkûmiyet gerçekleşmiş gibi sunulması veya habere gerçeğe aykırı bilgilerin eklenmesi, somut olayın koşullarına göre kişilik haklarının ihlaline yol açabilir.

Benzer şekilde, bir haberin yayımlandığı tarihte hukuka uygun olması, aynı haberin her koşulda süresiz biçimde erişilebilir kalmasının da hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir.

AYM`nin 3 Mart 2016 tarihli N.B.B. kararında (B. No: 2013/5653) ele aldığı unutulma hakkı, bu noktada önem kazanmaktadır. Mahkeme, geçmiş tarihli ve güncelliğini yitirmiş haberlerin internet arşivinde kolaylıkla erişilebilir kalması nedeniyle somut olayda başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu değerlendirmede haberin üzerinden geçen süre, güncelliği, ilgili kişinin kamusal konumu, haberin tarihsel değeri ve kamu yararının devam edip etmediği gibi ölçütler belirleyicidir.

Unutulma hakkı kapsamında, haberin internet sitesindeki erişilebilirliğine yönelik hukuki taleplerin yanı sıra, kişinin adı ve soyadıyla yapılan aramalarda belirli haber bağlantılarının arama motorlarının sonuçlarından çıkarılması (indeksten çıkarma) da talep edilebilir.

7253 sayılı Kanun`la 5651 sayılı Kanun`un 9. maddesine eklenen ve kişinin adının belirli internet adresleriyle ilişkilendirilmemesine imkân tanıyan düzenleme de maddenin iptaliyle birlikte yürürlükten kalkmıştır. Bununla birlikte, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat kapsamında arama motorlarından indeksten çıkarma talebinde bulunulması imkânı varlığını sürdürmektedir. Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 23 Haziran 2020 tarihli ve 2020/481 sayılı kararında, arama motorları gerçekleştirdikleri kişisel veri işleme faaliyetleri bakımından veri sorumlusu olarak kabul edilmiş ve indeksten çıkarma taleplerine ilişkin esaslar belirlenmiştir.

Bu kapsamda ilgili kişinin öncelikle Google gibi ilgili arama motoruna, sunulan başvuru kanalları üzerinden talebini iletmesi gerekmektedir. Talebin reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya kanuni sürede cevap verilmemesi hâlinde, 6698 sayılı Kanun`un 13 ve 14. maddelerinde öngörülen usul ve süreler çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyette bulunulabilir. Ayrıca yargı yoluna başvurulması da mümkündür.

İndeksten çıkarma yönteminde haber, yayımlandığı internet sitesinde kalmaya devam ederken kişinin adı ve soyadıyla yapılan aramalarda ilgili bağlantının gösterilmemesi sağlanabilir. Böylece haber arşivinin korunması ile kişisel verilerin korunması arasında daha sınırlı bir müdahale imkânı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte unutulma hakkı, kişilere geçmişlerine ilişkin istenmeyen bütün haberleri internetten kaldırma veya arama sonuçlarından çıkarma imkânı tanıyan sınırsız bir hak değildir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde de kamu yararı, haberin güncelliği ve toplumun bilgiye erişim hakkı gözetilmelidir.

6. Sonuç: Basın Özgürlüğü ve Kişilik Haklarının Korunmasında Anayasal Denge

5651 sayılı Kanun`un 9. maddesinin iptali, internet yayınlarından kaynaklanan kişilik hakkı ihlallerine karşı hukuki korumanın ortadan kaldırılması değil, bu korumanın anayasal güvenceler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. AYM`nin pilot kararından iptal hükmüne uzanan süreç, hızlı müdahale imkânının, yeterli gerekçe, ölçülülük ve etkili yargısal denetim güvenceleri bulunmadığında temel hak ihlallerine yol açabileceğini ortaya koymuştur.

Mevcut hukuki çerçevede kişilik haklarına yönelik saldırılar, özel hayatın gizliliğinin ihlali, gerçeğe aykırı yayınlar ve geçmiş tarihli haberlerin erişilebilirliğinden kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından farklı koruma mekanizmaları bulunmaktadır. Bu mekanizmaların uygulanmasında esas olan, ihlal iddiasının niteliğine uygun hukuki yolun belirlenmesi ve talep edilen müdahalenin somut yayının içeriği, kamu yararı ve haber verme hakkının hukuka uygunluk koşulları gözetilerek değerlendirilmesidir.

Bu çerçevede kişilik haklarının etkili biçimde korunması ile basın özgürlüğünün güvence altına alınması birbirine karşıt hedefler olarak görülmemelidir. Hukuka aykırı yayınlara karşı etkili başvuru yollarının varlığı kadar, kamusal yarar taşıyan ve hukuka uygun haberlerin ölçüsüz müdahalelere karşı korunması da anayasal bir gerekliliktir. Belirleyici olan, erişimin engellenmesi veya içeriğin kaldırılması taleplerinin salt kişisel rahatsızlık ya da itibar kaybı iddiasına değil, somut bir hukuka aykırılığa dayanması ve her müdahalenin gereklilik ile ölçülülük ilkeleri çerçevesinde denetlenmesidir.

 

Av. Dilara Sezgin Demir |  Ekim 2026 | Sezgin & Partners Law Office